Au Revoir Monsieur De Givenchy

Moda tarihinin son büyük centilmeni Hubert de Givenchy öte dünyaya göçerken, modanın altın çağı resmen kapanmış oldu. Geride bıraktığı devrimci miras ise sadece ‘minik siyah elbise’ ile sınırlı değil.

Hubert de Givenchy’i nasıl bilirdiniz ? Minik siyah elbise? Audrey Hepburn ? Hala dünyanın en güzel parfümü olan Shalimar? Elli yılı aşan uzun ve parlak kariyeri boyunca kadın modasını tekrar tekrar yeniden tanımlayan büyük tasarımcının geride bıraktığı en büyük miras, inisiyatifi kadınlara vermesiydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında, bütün erkekler cephedeyken evden çıkıp üretime katılan, fabrikada işçi, orduda sekreter, hastanede hemşire olan kadınların, savaş sonrasında tekrar eve dönmeye niyeti yoktu ve Givenchy’nin tartışılmaz dehası bunu gördü. Stil kodlarını, etiket kurallarını öteleyip, ‘çalışan kadının’ günlük hayattaki rahatlığını ve kendi stil tercihlerini ön plana koyan ilk tasarımcı oydu. Kusursuz ve zamansız tasarımların aynı zamanda rahat ve ‘giyilebilir’ olabileceğini, hatta olması gerektiğini gösterdi.

Aristokrat ailesi onu hukuk okumaya zorladığı için 17 yaşındayken evden kaçıp Paris’e gelen Givenchy’nin ilk ustası da çalışan bir kadın, yanında beş yıl çıraklık yaptığı büyük couturier Elsa Schiparelli’ydi. 1952 yılında, henüz 24 yaşındayken kendi modaevini kurdu. Ama hayatını değiştiren, tasarım gözünü olgunlaştıran ve Givenchy markasının alametifarikası haline gelen kusursuz, heykelsi kesimlerin temelini atan, 50’li yılların sonunda tanıştığı Cristóbal Balenciaga oldu. Geçtiğimiz 10 Mart’ta 91 yaşındayken hayata veda eden Hubert de Givenchy’nin anısına, moda tarihinde bıraktığı izleri ve bugün bizim için ne anlama geldiklerini yeniden hatırlamanın tam zamanı.

Minik Siyah Elbise ve Audrey Hepburn

Givenchy’e göre “Minik siyah elbise gerçekleştirmesi en zor tasarımdır, çünkü basit tutmanız gerekir.” Coco Chanel ile aralarında minik siyah elbiseyi ilk kimin düşündüğü ile ilgili bir rekabet olsa da bu kavramı moda sözlüklerine sokan Breakfast at Tiffany’s filmiydi. Ve başrol oyuncusu Audrey Hepburn’ü Givenchy giydirmişti. İkili arasındaki yaratıcı ilişki Hepburn’ün kariyeri boyunca devam etti. Givenchy tasarımlarının film setinde veya halkın karşısına çıkarken kendisine güç ve güven verdiğini söyleyen Hepburn giydiği bütün kostümlerin Givenchy’e emanet edilmesi konusunda ısrarcı davranıyordu. Givenchy ise ünlü oyuncunun güzelliği ve zarafetinden ilham alıyordu. Moda ikonu ile ikon tasarımcı arasındaki bu ilişki yıllar boyu kadınlara ilham vermeye devam edecek benzersiz bir stilin doğmasına yol açtı: Sade, üzerinde hiç düşünülmemiş gibi görünen, doğal bir şıklık.

Jackie Onassis Kennedy

Moda dünyasının bir başka unutulmaz ilham perisi, Jackie O’nun adı daha çok Chanel ve Oleg Cassini ile anılsa da başından beri Givenchy’nin en sadık müşterilerinden biriydi. Özellikle resmi toplantılarda ve önemli davetlerde kendisini Givenchy’nin tasarımlarına emanet ederdi. İlk eşi John F. Kennedy’nin başkanlık kampanyası boyunca ülkeyi adım adım dolaşırken, Givenchy’nin çok kullanışlı tuniklerini giymişti. Kennedy başkan seçildikten sonra yapılan ilk resmi fotoğraf çekiminde üzerinde bir Givenchy elbise vardı. Ve Teksas’ta bir suikaste kurban giden eşinin cenaze töreninde giydiği matem elbisesi de yine Givenchy’e aitti.

Hubert de Givency, ağırbaşlı ve sofistike tarzıyla 50’li ve 60’lı yıllarda Amerikalı kadınların stil ikonu haline gelen Jackie Kennedy’nin gardırobunu daha canlı renklere ve iddialı kesimlere açtı. Yandan düğmeli kırmızı kaban ya da fırfırlı fuşya elbise (yukarıda) gibi Jackie O ile özdeşleşen tasarımlar onun elinden çıktı. Bu ağırbaşlı ve biraz utangaç kadının parlak pembe takımlar ve açık yeşil elbiseler içinde parlayan bir moda ikonuna dönüşmesinde Givenchy’nin verdiği özgüvenin payı büyüktü.

Bettina Bluz

Givechy’nin 1952 yılında kendi adına çıkardığı ilk koleksiyonda yer alan Bettina bluz adını tasarımcının halkla ilişkilerini de yürüten ünlü Fransız model Bettina Graziani’den alıyor. O güne kadar sadece elbise provalarında kullanılan ham gömleklik pamukludan yapılan bu kolları fırfırlı bluz, elde dikim gömleklerin yeniden haute couture sözlüğüne girmesine öncülük etti.

O günlerde gömlek, sadece erkeklerin giydiği maskülen bir parça olarak görülür ve kadınların gömlek giymesi pek hoş karşılanmazdı. Bettina bluzun fırfırlı kolları, zambak çiçeğini andıran yaka kesimi ve üzerindeki zarif işlemeler bu algıyı yerle bir etti ve gömlek piyasaya çıktığı ilk gün içinde tükendi. Satıştan elde edilen gelir bugünün rayiciyle 14 bin dolardı. Pek etkileyici bir rakam olmasa da gömlek gibi kullanışlı bir parçayı bir daha hiç çıkmamak üzere kadınların gardırobuna sokan Givenchy’nin Bettina tasarımıydı.

Yeni Takımlar

Givenchy Bettina bluzla tabuları yıktığı ilk koleksiyonunda, iki parçalı takımları da yeniden yorumluyor ve bir anlamda kadın bedenini özgürleştiriyordu. Dönemin dar, bele oturan, resmi tayyörlerinden çok farklı görünen bu rahat kesimli, korse gerektirmeyen, genç tasarımlar aynı koleksiyondan farklı parçalarla kombinlenebiliyor ve kadınlara ilk defa kendi stillerini yaratma özgürlüğünü de veriyordu.

Kendi stillerini oluşturma inisiyatifi kadınlara bırakmak dönemin geleneksel moda anlayışını temellerinden sarstı ve bu rahat, farklı kombinasyonlara açık parçalar da, tıpkı Bettina bluz gibi büyük bir satış başarısı kazandı. İlk koleksiyondaki seri iki parçalı bir akşam elbisesi ve bir bluz, ceket ve gündelik bir etekten oluşuyordu.

Yazı: Fikret Güvenç