Gaziantep

Fırat kıyılarında, gördüğüm en güzel pembe meyveli fıstık ağaçlarının gölgesinde bir rüyaya daldım. Kabarık saçları ortadan ikiye ayılmış, ensesinde bağlanmış bir eşarplı kız yanıma doğru geldi. Dar alınlı, elmacık kemikleri çıkık ve dolgun yüzlü; kulaklarında iç içe geçmiş halka küpeler… İri ve derinden bakan gözleriyle konuştu. “Hadi kalk, uyan! Seni köprüye götüreceğim orada bereket, zenginlik var. Evime götürüyorum seni, haydi uyan…”  Usul usul esen rüzgârı arkamıza alarak yürüdük yemyeşil bir vadiye doğru ve görkemli bir “köprü” ye vardık. “Ben burada ayrılıyorum ama hiç merak etme seni karşı kıyıda asırlar sonra tekrar karşılayacağım. Gitmek zorundayım beni çağırıyorlar…” dedi. Onu çağıran, adını yeryüzündeki tüm topraklara haykırırcasına sesleniyordu: “Gaia… Gaiaaaa… GAİA!”

Rüyanın başkahramanı “Çingene Kızı” sözünü tuttu ve beni bir Gaziantep gezisinde, o derin bakışlarıyla yeniden karşıladı. Uzun yıllardır kendine has lezzetleriyle tanınan Gaziantep, bugün ülkemizin en hızlı gelişen şehirlerinden biri olmakla beraber, dünya çapında bilinen tarihsel ve kültürel izleriyle önemli bir turizm merkezi. Bu hızlı dönüşümün en önemli unsurlarından biri kuşkusuz Zeugma Antik Kenti’nin dünya çapında nam salmış mozaikleri ve eserleri.

Zeugma, Gaziantep’te Nizip ilçesinde yer alan Birecik Baraj gölünün kıyısında, yeni Belkıs köyünün yakınında yedi tepe üzerine kurulmuş antik bir kent. MÖ 300′de Büyük İskender tarafından ”Selevkia Euphrates” adıyla kurulan kent, yaklaşık 40 yıl Kommagene Krallığı’nın dört büyük şehrinden biri olarak, M.Ö. 31 yılında Roma İmparatorluğu’nun topraklarına katılarak, ismi “geçit ve köprü” anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiş. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan bu antik kent, Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemli bir rol almış. 80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Zeugma, Roma döneminden kalan zenginlik ve ihtişamını bugün Zeugma Mozaik Müzesi’nde hala yaşatıyor.  90’lı yıllarda GAP kapsamında inşa edilen Birecik Barajı sebebiyle, antik kentin sular altında kalacak olan bölümleri için kurtarma kazılarıyla ışığına çıkarılan eserler, önce Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne taşındı. Ardından 2011 yılında açılan ve uluslararası standartlarda modern müzecilik anlayışıyla yapılan Zeugma Mozaik Müzesi’ne taşındı.

Zeugma Mozaik Müzesi yapısı ve eserleriyle dünyanın en önemli müzelerinden biri olarak gösteriliyor

Gaziantep’te Eski Tekel Fabrikası arazisi üzerine kurmuşlar müzeyi. Yüksek standartlarda bir müze diyorum çünkü yaklaşık 7.000 m²’lik sergi salonları bulunuyor. Müzeye girince hemen sol tarafta kapalı bir bölümde, mozaiklerin bulunduğu yerler ve yapılan çalışmalar ile kısa bir Zeugma belgeselini üç boyutlu film olarak izlenebiliyor. Bu keyifli gösterimin ardından, özenle hazırlanan gezi güzergâhını takip ederek villaların arasında ihtişamlı bir yolculuk başlıyor. Sergilenen eserler numaralanarak, kulaklık aracılığı ile bilgilendirilme yapılması sağlanmış. Zeugma Mozaik Müzesi koleksiyonunda bulunan; Roma ve Geç Antik Döneme ait 2.248 m² mozaik, 140 m² fresk, 4 Roma Dönemi çeşmesi, 20 sütun, 4 kireç taşından yapılmış heykel, bronz Mars Heykeli, mezar stelleri, lahitler ve mimari parçalar restorasyonu yapılarak sergiye konulmuş. Bodrum katta baraj gövdesinin altında bulunan Hamam Mozaikleri, giriş katında Fırat kenarındaki villalarda bulunan mozaikler, Poseidon ve Euphrates villalarına ait mozaikler ve Dionysos villasına ait mozaikler sergilenmekte.

Ve gelelim “Çingene Kızı” ile yeniden buluşmamıza… Gaziantep’in simgesi haline gelen bu mozaik, şu anda müzenin ikinci katındaki özel bir odada sergileniyor. Odaya girerken karanlık bir geçit takip ediliyor. Birileri gördüğüm rüyaya atıfta mı bulunuyor ne? Odada sadece mozaik aydınlatılmış; fonda enfes bir müzik ve yine gözleriyle konuşmaya başlıyor Gaia…

“Çingene Kızı” Zeugma Antik Kenti’nde bulunan bir villanın yemek odasının taban mozaiği; büyük ölçüde tahribata uğradığı için sadece başı ve yüz bölümü kurtarılmış. Bir görüşe göre bu figür, erkeksi yüz hatları, gözleri ve burun yapısıyla Büyük İskender olarak yorumlanmakta. Bir başka görüşe göre ise Toprak Ana Gaia olarak yorumlanıyor. Ancak başının yanındaki asma filizlerinden dolayı Dianysos şenliklerinde yer alan Mainad olma olasılığı da var.

Bir zaman makinesinin içindeymiş gibi 2000 yıl öncesine gidip, bu bereketli toprakların ihtişamlı villaları arasında dolaşmak, sadece gözlerinizle o eşsiz mozaiklere dokunmak, hikâyelerini dinlemek bile Gaziantep’e gelmek için çok geçerli bir sebep. Büyülenmiş bir ruh haliyle müzeden ayrılarak, kendimizi tarihi İpek Yolu’nun güzergâhında buluyoruz.

Asırlar boyunca ticaret merkezi olmuş bu şehir, görkemli hanları ve bedestenleriyle hala bu özelliğini koruyor

Antep büyükşehir statüsünde ve merkezi iki ilçeden oluşuyor: Şahinbey ve Şehitkâmil. İki isim de Kurtuluş Savaşı’ndan geliyor. Zaten Şehrin “Gazi” unvanını alışı da bu vesileyle olmuş.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde Antep’e iki defa uğramış ve bu şehrin
medreselerinden, türbelerinden, hamamlarından ve
çarşılarından övgüyle bahsetmiş. Kendisine hak vermemek ne mümkün; bu şehirde hayat ve hareket senkronize olmuş durumda. İnsanlarının misafirperverliği ve çalışkanlığı takdire şayan… Zira Gaziantep Türkiye’de devlet kredisi almadan sanayileşen tek şehir. Yaşam standardı oldukça yüksek olan bu kent son yıllarda Büyükşehir Belediyesi’nin de başarılı projeleriyle ferah, modern,  sosyo-kültürel tüm ihtiyaçlarınıza cevap verebilecek düzeyde, pırıl pırıl bir yer haline dönüşmüş.

Bu gezinin en güzel taraflarından biri de tarihi hanlarda, bedestenlerde rengârenk baharatlar, hediyelik eşyalar, bakırlar, ipek şallar, yemeniler, gümüşler, değerli taşlar ve daha birçok el işçiliğinin marifetli eserleri arasında kaybolmak. Esnafın güler yüzlü, saygılı oluşu ve misafirperverliği de apayrı. Bir handan öbürüne geçene kadar ikramlarla doyuyorsunuz. Diğer tarafta da melengiç kahvesi, zahter çayı derken akşam oluyor. Bakırcılar Çarşısı, Elmacı Pazarı, Zincirli Bedesten bu keyfi yaşayabileceğiniz yerler arasında. Aslında en iyisi bir “Kültür Yolu” haritası edinip oradaki bütün durakları sindire sindire gezmek. Bu geziyi yaparken sinema ve sanat dünyasından ünlü isimleri görürseniz şaşırmayın; bugünlerde neredeyse tüm şehir dizi çekimleri için doğal bir plato haline dönüşmüş durumda.

Gaziantep’in ünlüleri arasında bir başka mekân daha var: Tahmis Kahvesi; 400 yıllık tarihi bir mekân olan bu yer, hemen yanındaki Mevlevihane’ye gelir amaçlı yaptırılan dükkânlardan yalnızca bir tanesi. 1600′lü yıllarda “Ayıntab Sancak Beyi Türkmen Mustafa Ağa Bin Yusuf” tarafından yaptırıldığı biliniyor. Bugün gerek yerli halkın, gerekse turistlerin uğrak yeri haline gelmiş. En lezzetli menengiç kahvesi, Türk kahvesi, mis kokulu çayları burada içebilirsiniz. Özel çeşitleriyle nargile keyfi de cabası…

Bu evlerde “hayat” var!

Gez, gez bitmiyor Gaziantep… Kaleyi restorasyon dolayısıyla kapalı olduğu için gezemedik ama sınırlı zamanımız sebebiyle zaten diğer duraklara ancak yetişebildik. Bu duraklardan biri de daha önce dergimizde yer verdiğimiz Bey Mahallesi. Şahinbey ilçesi merkezinde bulunana bu tarihi mahallede, Antep Evleri’nin en güzel örneklerine rastlayabileceğiniz bir yer. Mahallede bir turizm merkezi haline getirmek üzere restorasyon çalışmaları halen devam ediyor, ama çoğu yer butik otel, cafe ve restoran olarak, bazıları da müze olarak yenilenmiş durumda. Sarı kesme taştan yapılmış geleneksel Gaziantep evleri ortada bir avlunun bulunduğu iki-üç kattan oluşuyor.  Sokaktan bakınca iç avlular görünmüyor. Evlerin ana kapısının açıldığı, günlük hayatın merkezi olan bu avluya “hayat” deniyor. Bu hayatı keşfetmek isteyenler için, mahallede yer alan Hasan Süzer Etnografya Müzesi doğru adres.

Bey Mahallesi’nden çıkıp Gaziantep’e ilk kez lüks kavramını yerleştiren bir mekâna, Bayazhan’a doğru gidiyoruz. 1909 yılında yapımı tamamlanan han, Bayaz Ahmed Ağa tarafından, Halepli mimar ve taş ustalarına yaptırılmış. Bugün bu han, çok şık restoran ve barıyla, butik hediyelik eşya satan dükkânlarıyla, elit kesime hitap eden bir buluşma noktası. Bayazhan’ın bir bölümü ise Kent Müzesi olarak yapılmış. Özellikle yöresel el sanatlarının, muazzam işçiliklerinin hikâyelerini, geçmişteki fotoğraflarla ve özel kıyafetler giydirilmiş mankenlerle keşfedebilirsiniz.

Neler Alınır?

  • El yapımı rengârenk yemeniler

  • Sedef işçiliğiyle yapılmış objeler, mobilyalar

  • Bakır kahve setleri ve objeler

  • Kutnu kumaşından şal ve kravat

  • Antep işi örtüler

  • Baharatlar, baklava ve fıstık

  • Kurutulmuş biber, patlıcan

  • Nar ekşisi, sumak ekşisi

  • Doğal taşlar ve gümüş takılar

 Bu Lezzetleri Kaçırmayın! 

  • İmam Çağdaş’ta patlıcan kebabı, simit kebabı

  • Çavuşoğlu’nda incecik, çıtır lahmacun

  • Halil Usta’da kebaba dair her şey… Rezervasyon yok!

  • Tahmis’te menengiç kahvesi, zahter çayı

  • Şirvan’da baklava, fıstık

  • Zeki İnal’da şöbiyet

  • Orkide Pastanesi’nde katmer ve fıstıklı acıbadem kurabiyesi

 

  • Yazı: Saide Itır Deveci
  • Fotoğraf: Tayfun Karabağ