Bangkok

 

Bir Uzakdoğu Efsanesi

Turuncular, sarılar, yeşiller, morlar, maviler, kırmızılar, pembeler, siyahlar, beyazlar, griler… Hayatın tüm renklerine ve karşı konulmaz renkliliğine dair her ne varsa bu âlemde,  hepsi aynı anda aynı yerde, belki de bir başka boyutta eşzamanlı olarak tam da burada buluşuyor.

Herşey dünyanın en güzel kadını olduğundan bir saniye bile şüphe duymadığım ablamın, bir haftasonu bana gelip, sürpriz planını açıklamasıyla başladı. “Bayramda Uzakdoğu’ya gidiyoruz!” cümlesiyle başlayan büyü, bu seyahatin sonuna kadar peşimizi bırakmadı. Hiç aklımda yokken, Evliya Çelebi misali “ Seyahat ya resulallah!” nidalarıyla işi gücü hızla toparlayıp, bu yolculuk için nasıl hazırlandığım kesinlikle ayrı bir yazı konusu olur. Bu yüzden bu bölümü atlıyorum ve yolculuğumuz başlıyor! Tayland’ın başkenti Bangkok’a uçuyoruz…

İstanbul’dan direkt uçuşla, yaklaşık 9 saat süren uzun bir gece yolculuğunun ardından, oranın yerel saati ile öğle sularında Bangkok Suvarnabhumi Havalimanı’na indik. Sessizlik,  sakinlik ve düzenin sadece havalimanına mahsus olduğu gerçeğini şehrin içine girdikten sonra anlamamız sadece 45 dakikamızı aldı. İstanbul’un trafiğini hiç aratmayan Bangkok caddeleri tüm kalabalığı ve keşmekeşiyle bizi karşıladı.  İlk iki durağımız Rattanakosin bölgesinde yer alan,  her turist evladının gitmesi, görmesi gereken Büyük Saray ve Wat Po. Bu görkemli yapıların her köşesinde turuncular içinde ibadet eden Budist rahiplerle, tapınağın girişinde seyyar tezgâhlarda satılan rengârenk tropikal meyvelerle, buram buram kokan tütsülerle, mumlarla, her yanı saran altınlarla ve kulağımıza çok derinden gelen huzur dolu bir müzikle bir Uzakdoğu masalının tam ortasına düşüyoruz.

Bangkok, dünyadaki en ihtişamlı Budist tapınaklarına ev sahipliği yapıyor. Kral Rama I tarafından 1782 yılında inşa edilen Büyük Saray (Grand Palace) ve Zümrüt Buda’nın (Emerald Buddha) yer aldığı dev tapınak, ayrıca hemen yakınındaki Wat Po bu gezinin olmassa olmazları arasında. Bu yolcukta en çok okuduğumuz ve duyduğumuz bir kelime olan  “Wat” Tay dilinde tapınak anlamına geliyor.  Kraliyet sarayında yer alan Wat Phra Kaew  “Zümrüt Buda” tapınağıyla ülkenin en ulu Buda simgesinin sahibi. Size tavsiyem Tayland’da sadece bir tapınağı ziyaret edecekseniz, kesinlikle burayı ziyaret edin.  Büyük Saray’ın hemen bitişiğinde Wat Po’da yer alan  “Yatan Buda” (Reclining Buddha) 46 metre uzunluğu, 15 metre boyuyla karşımıza çıkıyor. Heybetiyle, ihtişamıyla gerçekten büyüleyici.  Tam bu noktadan, Bangkok’un tam ortasından geçen  Chao Phraya nehrinin nehrinin karşı kıyısındaki Wat Arun tapınağını da görülmesi gereken yerler arasında.

Wat Arun, Tayland tanıtım broşürlerinde en sık kullanılan yapı ve belki de Bangkok’un Grand Palace’tan bile daha çok bilinen bir sembolü.  Tapınak adını Hindu Şafak Tanrısı Aruna’dan almış.

Alışveriş labirentinde kaybolup, ayak masajıyla çıkışı bulmak…

Bangkok’ta ulaşım özel araçlar, otobüsler ve pazarlığın bir gelenek haline dönüştüğü Tuk Tuk denilen açık-hava taksileriyle yapılıyor. Elbette hızlı tren ve metro da seçenekler arasında ama taksi fiyatları sudan ucuzken, bambaşka bir kültür zenginliğinin tam ortasında yerin altına girmeyi kim ister ki? Pazarlık kavramı şehrin birçok açık hava pazarında, hatta elektronik ürünlerin satıldığı bazı alışveriş merkezlerinde bile geçerli. Sadece dünyaca ünlü markaların olduğu AVM’lerde doğal olarak pazarlık yapamıyorsunuz. Zaten yerel pazarların sayısı ve çeşitliliği o kadar fazla ki, AVM’lere ayıracak zamanınız neredeyse kalmıyor. Bangkok’a varışımız haftasonuna denk geldiği için çok şanslıydık. Çünkü şehrin en büyük Açıkhava pazarı Chatu Chak sadece haftasonları açık. Burada aklınıza gelebilecek her türlü ürün, eşya, yiyecek, içecek, kıyafet, elektronik, hediyelik eşya, dekoratif malzemeler, hatta canlı hayvana kadar her şeyi bulmak mümkün. Bunaltıcı nemli havaya rağmen, tüm günümüzü neredeyse burada harcayıp “alışveriş kurtlarımızı” da seyahate çıkarıp kendimizi şımartıyoruz. Her alış veriş gibi heves alındıktan sonra alışveriş torbaları ve sizi taşımaktan yorgun düşmüş ayaklar kalıyor geriye. Ama mucizeler şehri Bangkok’un elbette bunun için sunduğu çözüm var. Her köşe başında rastlayabileceğiniz, ayak masajı salonları yorgun ayaklarınızı dinlendirmek için imdadımıza yetişiyor. Dünyaca ünlü geleneksel Thai masajı uygulamalarını bir Spa ortamında uzun uzun deneyimlemek isteyenlere lüks otellerin sağlık merkezlerini gönül rahatlığıyla öneriyorum. Özellikle Mandarin Oriental otelin ödüllü spasında kendinizi şımartabilirsiniz.

Renkli, çılgın, eğlenceli gece hayatı ve bol deniz mahsulü…

Tayland’ın özellikle erkekler ve son dönemde de kadınlar tarafından tercih edilmesine sebep olan, fikrimce “talihsiz şöhreti” beraberinde çok renkli bir gece hayatını getirmiş. Burada gece kulüpleri, barlar, kafeler, restoranlar nerdeyse 24 saat açık. Her türden canlı müzik ve birbirinden özel şovlar eşliğinde felekten bir gece çalabilirsiniz. Bu renkli hayatının içinde gece yarısına kadar açık olan pazarlar da cabası;  Pat Pong gece pazarı ise en ünlüsü. Belirtmek isteriz ki, gezerken tamamen farklı bir kültürün içinde olduğunuzu aklımızda tutarak gördükleriniz karşısında yaşadığımız şoku azaltmaya çalışıyoruz.

Bir deniz mahsulü cenneti içinde olduğumuzu hatırlayarak, kendimizi Sea Food Market’in içinde buluyoruz. Bir süper market mantığında tasarlanmış olan bu dev yerde önce yiyeceğiniz her şeyi,  deniz mahsulleri, salata, ekmek, tropikal meyveler satın alıyorsunuz; sonra masanıza geçiyorsunuz ve şefe aldıklarınızı nasıl pişirilmesini istediğinizi söylüyorsunuz. Ardından enfes bir ziyafet sofrasına dönüşüyor masanız. Yemeğinize eşlik etmesi için Tay birası Shinga’yı kesinlikle öneriyorum; içimi yumuşak, çok lezzetli ve buz gibi…  Bu şehirde yemek yiyecek mekân ararken sıkıntı çekmeyeceğiniz kesin. Bol baharatlı, acılı Thai ve Çin yemeklerinin yanı sıra Türkiye’de damak tadınızın alışkın olduğu tüm fast food restoranlar da mevcut.

Uzakdoğu seyahatimizin ilk durağı olan “Melekler Şehri” Bangkok, inançlarının simgesi olan ying-yang felsefesinde olduğu gibi zıtlıkların, kutupların muazzam bir çekim yarattığı, her yönüyle renkli bir şehir. Sanırım burada ruhen “nirvanaya ulaşmak” için izlemeniz gereken yol, tutkularınızdan kurtulmak için onlara karşı koymak yerine onları doyurmak. Kendinizi her tür kuralın ve ritüelin bağımlılığından kurtararak olgunluğa ulaşmayı arayan  bir Zen rahibi misali gidip burayı derinlemesine yaşamak…

Yazı ve Fotoğraflar: Saide Itır Deveci