Y Kuşağının Ofisleri

Ofisler birçok kişinin yaşamının önemli bir bölümünü geçirdiği mekanlar arasında yer alıyor. Çalışma alanları dizaynının çalışan verimliliği üzerinde etkisi büyük. Tam da bu noktadan yola çıkarak, geleneksel ofis tasarımları artık yerini, çalışanların daha özgür hissedecekleri ve motivasyon artıracak planlar üzerine kuruluyor. Bu alanda yenilikçi, özgün birçok projeye imza atan iç mimar Gülşah Cantaş, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

 

Sizi tanıyabilir miyiz? Tasarım yolculuğunuz nasıl başladı?

Bir dönem Londra’ya ekonomi eğitimi almak için gittim ancak daha sonra Türkiye’ye döndüm ve Bilkent Üniversitesi’nde iç Mimarlık Bölümü’nden mezun oldum. Yüksek lisansımı ise New York School of Design’da tamamladım. Sektörde geçirdiğim ilk 5-6 senede kazandığım deneyim doğrultusunda ve çevreden de bu yönde gelen taleplerin çoğalmasıyla kendi ofisimi açmaya karar verdim. Kontra, mekandaki dengeyi kurgulamak için zıtlıkların birbirini tamamlaması gerektiğini savunan tasarım manifestomuz ve muhalif tarafımız. Tasarım dünyasında karşımıza çıkan birbirinin aynı iç mekan düzenlemelerine ve fabrikasyon işlere duyduğumuz tepkiyi dile getiriyor. Tasarım felsefemizi mekandaki denge üzerine kuruyoruz ve zıtlıkların birbirini tamamlaması gerektiğine inanıyoruz. Örneklemek gerekirse sıcak malzemeler ile soğuk malzemeleri bir araya getirerek mekanda mükemmel uyumu yakalamaya çalışıyoruz.

Farklı tipolojilerde birçok projeye imza atıyorsunuz ve tüm projelerinizde Kontra’nın tasarım anlayışındaki farkını ortaya koyuyorsunuz. Peki ofis projesi tasarlarken nasıl bir farklılık yaratıyorsunuz?

Geleneksel ofis düzenlemelerinin aksine kullanıcıların kendilerini hür ve özgür hissedebilecekleri, daha renkli ve motive edici tasarımlar gerçekleştiriyoruz. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan detaylar ile kuşağa uygun ve farklı bir tasarım dili oluşturuyoruz. Kişinin hem nefes alabileceği hem de sosyalleşeceği alanlar yaratmak, tasarıma büyük bir heyecan getiriyor. Ofis mekanlarının tasarımında maksimum verimliliği sağlamak adına fonksiyonel bir yaklaşımla hareket ederken, ortak kullanım alanlarında genel olarak Y kuşağına hitap eden farklı konseptler deniyoruz.

Günümüzde çalışan profilini oluşturan Y kuşağının tercihi paylaşımlı ofislerden yana. Bu kuşağın beklentileri doğrultusunda onlara nasıl bir mimari kurgu sunuyorsunuz?

Günümüzün çalışanları Y kuşağı bireyleri olduğu için beklentiler de öncelikle kullanıcının konforunu, motivasyonunu ve verimliliğini arttıran iç mekanlardan yana. Bu kuşak, kapalı bir yerde uzun saatler çalışmak istememekle beraber, ortak kullanım alanları ve daha mobil, esnek ve hareketli bir çalışma ortamı talep ediyor. İş hayatından beklentileri; özgür bir çalışma ortamı, işi nasıl veya ne zaman yaptıklarıyla değil işin sonucuyla ilgilenilmesi, iş-özel yaşam dengesi ve esnek çalışma saatleri. Tasarımda ise daha dinamik, daha renkli ve motive edici unsurlar talep ediyorlar. Mobil çalışma sistemini arzulamaları sebebiyle esnek tasarım anlayışı ile kurgulanmış ofisleri tercih ediyorlar. Beklentileri ise geleneksel ofis düzenlemelerinin yerine kendilerini hür ve özgür hissedebilecekleri, çeşitliliğin olduğu, ofis duygusunu minimumda hissedecekleri Kolektif House gibi yeni nesil, inovasyon odaklı ofisler yönünde.

Sosyal ofisler üretmek için iç tasarımda nelere dikkat ediyorsunuz?

Sosyal ofislerde odak nokta, kullanıcının gününü en verimli ve konforlu şekilde geçirmesini sağlamak. Kolektif House gibi güçlü bir örnek üzerinden gidelim. Kullanıcı kitlesi ve beklentilerine dair bütün kriterleri göz önüne alıp, sosyalleşme, odaklanma, işbirliği kurma ve öğrenme başlıkları altında kullanıcı performansını artıracak şekilde ele aldığımız ofis projesinin iki aşamasında da kurumsal markaların sıradan ofis sistemlerine alternatif olarak, insan odaklı ve keyifli çalışma alanlarıyla bütünleştirmeye özen gösterdik. Böylece içeride bulunan markalar için uzun saatler vakit geçirebilecekleri daha sıcak alanlar ortaya çıkardık. Sosyalleşmenin en çok gerçekleşeceği ortak kullanım alanlarına yerleştirdiğimiz iglolar, Amsterdam evleri, telefon kulübeleri ile içerideki kullanıcılara hem açık mekanlarda telefonla özel görüşmelerini yapabilecekleri hem de birkaç kişilik mini toplantılar veya beyin fırtınası yapabilecekleri pratik alanlar sağladık. Yüksek barı, masa ve tabureleri ile bir mola, buluşma alanı olarak tasarladığımız kafe ve self servis hizmeti ile oluşturduğumuz “community kitchen’lar da ofis içerisindeki sosyalleşmeye olanak sağlıyor.

İç mekan tasarımını yaptığınız ofis projeleri arasında Kolektif House Levent, ulusal başarısının yanında uluslararası ölçekte de oldukça ilgi gördü. Tasarımın bu başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kontra her zaman dünyadaki eğilimleri güncel olarak takip eden, uluslararası platformda tasarımlarıyla yer alan bir marka. Konu da trend bir konu olduğu için bu birleşimin yankısı daha geniş ve güçlü oldu.

Kolektif House Levent projesinin ilk fazında endüstriyel tasarım anlayışı hakimken ikinci fazında şehirli bir stil ortaya çıkıyor. Projenin tasarım süreci hakkında bilgi alabilir miyiz?

Eski bir brode fabrikasından dönüştürerek tasarladığımız Kolektif House Levent’te benimsediğimiz iki farklı tasarım dili projeyi ikiye ayırıyor. İlk fazında benimsediğimiz endüstriyel tarzı, binanın 3. ve 4. katlarını kapsayan ikinci fazında benimsediğimiz şehirli stil ile yumuşatarak farklı bir bakış açısı getirdik. Her biri farklı bir konseptte tasarlanmış, kullanıcıların sıkıcı bir toplantı odası yerine farklı dünyaları deneyimleyebilecekleri, misafirlerine de bu deneyimleri sürpriz etkisiyle sunabilecekleri toplantı odaları oluşturduk. Kolektif House kullanıcılarından biri olan bir tiyatro kulübünün workshop alanı talebiyle tasarlanan ve içinde aynalı bir makyaj alanı ile, ortadan katlanarak kenara alındığında odayı bir performans alanına dönüştürebilen altıgen bir masanın da bulunduğu Drama School odası; doğayla iç içe bir çiftlik yaşamını yansıtan Barn Room; içindeki çocuktan vazgeçemeyenler için düşünülen Tetris ve Puzzle odaları; “iyi bir geometrik şekil nedir?” sorusuna cevap olarak oluşturulan Star Room ilham veren toplantı odalarından bazıları…

Kolektif House kurucularının spiritüel vizyonları doğrultusunda tasarladığımız Meditasyon Odası ise, beş farklı duyuya hitap eden, mekan içerisindeki su sesinin de etkisiyle rahatlamak için kullanılabilecek bir arınma alanı. Kolektif House II’nin iki katını birbirine bağlayan asansör ve merdivenlerde daha renkli bir atmosfer yaratmak için Meyir Gabay’ın Art direktörlüğünde Alan İstanbul ile işbirliği kurarak ortak kullanım alanlarında farklı sanatçıların çalışmalarına yer verdik. Asansör içinde Leo Lunatic’ in etkileyici grafiti’leri, iç mekanda Sinem Yıldırımın yeşil tropikal çizimleri, merdiven boşluğunda ise Ece Kalabak, Nezihe Ateş, Eflatun Tatlısu, Özlem Ünlü ve Serra Karakuş’un eserleri bulunuyor. Koridor duvarlarında kullandığımız renkli sörf tahtası figürleri gibi detaylar ile de tasarımın özgür ruhuna değindik. Projenin ilk fazında da kullandığımız küçük toplantıların da yapılabileceği yarı açık mekanlar olarak düzenlenen ‘igloo’lar, Amsterdam evleri, telefon kulübelerinin yanı sıra Kolektif House II’de çalışanların yoğun iş temposundan eğlenceli bir aktiviteyle sıyrılabilmeleri için iç mekan konseptine uygun bir şekilde ahşapla çerçevelenen mini bir golf alanı yerleştirdik.

Kontra’nın yakın dönemdeki hedefleri neler?

Yurtdışında küçük bir ofis açabiliriz. Bir ayağımız orada olsun istiyoruz. Londra’da yürüttüğümüz projenin devamında orada küçük bir ofis ile başlamak söz konusu olabilir. Mobilya ayağında ise şu ana kadar sandalyeden aydınlatma tasarımlarına kadar 25 parçalık bir koleksiyon oluşturduk, şu anda da uluslararası bir partner arayışındayız.