Lüksün Emekle Kardeşliği

Dünyanın en büyük perakende gruplarından LVMH, bünyesinde hemen her türlü lüks tüketim ürününü barındıran bir dev. Vizyoner Fransız iş adamı Bernard Arnault’nun akıllıca satın almalarla bugünkü şeklini verdiği bu imparatorluk,  2016’nın sonunda açtığı LVMH School of Watchmaking ile kalıcı olmanın temelinin insana ve onun emeğine dayandığını söylüyor.

Kabul edelim bu iki kelime yan yana gelecekmiş gibi durmuyor: Emek ve lüks. Ancak gerçek bizim algıladıklarımızdan daha başka. ChanelMetiers d’Art isimli defilesinde sadece ona üretim yapan kimisi 200 yıllık geçmişe sahip butik zanaatkar atölyelerini yücelteli ve Metropolitan Museum of ArtManus X Machina isimli modanın endüstri devrimi sonrası seyrini anlatan sergiyi yapalı çok olmadı. Dünyadaki lüks ürün ve hizmetler çılgınca satış dönemini geride bıraktı (bir sonraki ne zaman olur bilinmez) ve köklerine dönüyor. İnsanlara ürün satacaksanız onun bir değerinin olması gerek. Ve o değer el yapımı olan ürünlerde, makinelerin basmakalıp ürettiklerine göre kat be kat fazla. İşte bir saatçilik okulu açmanın da saat endüstrisine, özellikle de şu zor dönemde yatırım yaparak, burada kalıcı olmak istediğini göstermekten başka ne anlamı olabilir?

LVMH gibi bir devin yakın zamana dek saat konusunda o kadar da etkin olmadığını söylemek yerinde olur. Şirketin saat atılımı yaptığı sene 1999. Ancak ne zaman ki Hublot’yu ve onun efsanevi kurucusu, Jean Claude Biver’i bünyesine kattı, işte o an tüm diğer üreticilerin, korkmasalar da rekabet damarları şahlandı. Korkulacak bir adam değil Biver. Tam tersine; çok sevecen. Ancak yapacakları, hazırlıksız olanları korkutacak cinsten. Tag Heuer başına geçtiğinde çok iyi giden satışlara rağmen tüm yönetimi değiştirmesi ve baştan bir satış stratejisi kurması da bunlardan birisiydi, geçtiğimiz yıl Kasım ayında açılan LVMH School of Watchmaking de.

LVMH aslında Institut des Métiers d’Excellence isimli, gelecek nesillere holdingin ve markalarının temellerinin dayalı olduğu el sanatlarını ve zanaatkarlığı öğreten bir okula sahip. Bu okulun iş birliği ile açılan LVMH School of Watchmaking, bünyesinde Zenith ve Tag Heuer gibi dünyaca tanınmış saat firmalarını barındıran holdingin aslında 1999 yılında Watches & Jewellery Division ismiyle hayata geçirdiği projenin doğal uzantısı. Lüks tüketim ürünlerinin hemen hepsine sahip olmak istiyorsanız saat ve mücevher olmadan eksiksiniz demektir. Her bir satın almada daha da güçlenen holdinginbir şekilde yaratıcı iş gücünü ve yetişmiş çalışan sayısını sabit tutması hatta artırması gerek. Bu sebeple ki son açtığı okul da onun için çok önemli.

Jean-Claude Biver 1970’lerin sonundan beri İsviçre saat endüstrisinin beyaz atlı prensi konumunda. Hangi markaya elini attıysa onu göklere çıkarıyor. Blancpain gibi eşsiz bir mirasa sahip olup da Quartz krizine yenik düşmüş bir markayı köklerine ve temel değerlerine bağlılık yeminiyle yeniden şahlandıran veOmega’yı herkesçe tanınır bir marka haline getiren Biver2008’de CEO’su olduğu Hublot markasını da LVMH’in satın almasıyla grubun saat bölümünün de başına geçmiş oldu. Onun yönetiminde bugün tüm bu markalar dünyanın en çok satan saat markaları arasında yer alıyor. Ve Biver insanın ne kadar önemli bir unsur olduğunu bildiğinden, bugün daha çok yetişmiş elemana yatırım yapıyor.

Zenith ile ortak kurdukları ve Tag Heuer bünyesinde yer alacak bu okul, ilk senesinde 12 öğrenciye özelleştirilmiş bir eğitim sunacak. Öğrenciler Zenith’in atölyelerinde el sanatları ve zanaatkarlıkta ustalaşacak ve Tag Heuer’in yaratıcı enerjisiyle yenilikçi saat yapımı konusunda eğitim alacaklar. Şüphesiz bu 12 öğrenci ileride yepyeni modeller geliştirmek üzere çalışmalarına devam edecek ve kim bilir belki de birisi çıkıp, Louis Vuitton’un Escale Worldtime isimli saatinin sahip olduğu mekanizma gibi bir tanesini geliştirerek markanın bir saat firması olarak da anılmasına yardımcı olacak.

2011’de La Fabrique du Temps isimli mekanizma fabrikasını akıllıca bir yatırımla satın alan dünya devi moda markası, şimdi kendi ismiyle bir moda markasından normalde beklenmeyen derecede iyi mekanizmalarla donatılmış saatler yapıyor. Bugün kendi mekanizmalarını üretmek, endüstrinin can çekiştiği geçtiğimiz yılki gibi dönemlerde bağımsız olarak karar alabilmek ve uygulayabilmek demek. Ve elbette kendi işgücüne sahip olmak ve kendi ustalarını yetiştirebilmek de, bir saat yapım ustasının ortalama 10 yıl gibi bir sürede en üst mertebeye erdiği düşünülecek olursa, çok önemli. Bugün çoğu saat firmasının kendi okulları bulunuyor, çünkü saat yapımı konusunda iş gücü yetiştirmek zahmetli bir yatırım ve gençlerin buna ilgi duymasını sağlamak da günümüzde deveye hendek atlatmaktan daha zor. Biver gibi tüm dünyadaki perakendecilerin en büyük isimlerinden birisiyseniz ve başarılarınız dilden dile dolaşıyorsa, genç neslin sizi dinlemesini sağlayabilirsiniz şüphesiz. Ve Biver de çalıştığı dev holding için bunu çok iyi yapıyor.

2014’te şimdiki pozisyonunun başına geçtiğinde söylediği hedeflerinden birisi, bünyesindeki her bir markayı tek tek ileriye götürmek ve geleceğe hazırlamaktı. Bu gelecekte hepsinin bir araya gelip tek bir marka olabileceğinden de söz ediyordu. Kim bilir belki de Zenith ve Tag Heuer birleşecek ve endüstriye Biver emekli olmadan önce yepyeni bir standart getirmiş olacak: Farklı DNA’ların bir hilkat garibesi oluşturmadığı dev bir saat markası. Ne dersiniz ?

Yazı: Oktay Tutuş