Plastik Sanat Dünyasının Yeni Parıltıları

Aldığı mimarlık eğitimi gereği parametrik tasarım konusuna hakim olan ve mesleğinin yanı sıra özgün çağdaş sanat eserlerine de imza atan Görkem Volkan, yeni tasarladığı heykeliyle Contemporary İstanbul’un ardından Galeri Merkür’de yerini aldı. Görkem Volkan mimari bakış açısıyla sanatı birleştiren dünyasını, bu bakış açısının eserlerine olan etkisini K-Note’a anlattı.

Bled – Parıltılı Karanlık adlı eserinizle bu sene Contemporary İstanbul’da yer aldınız. Sizin için bu etkinlik nasıl bir önem taşıyordu? Ne tür tepkiler aldınız? 

Contemporary İstanbul, Türkiye’deki sanat ürünleri ve galerilerinin dünyaya açılan yüzü ve diğer yandan da dünyadaki önemli sanat galerilerinin ve onlara bağlı sanatçıların Türkiye’deki tanıtımına olanak sağlayan, oldukça önemli bir sanat organizasyonu. Bu etkinliğe davet edilmek, eserimle içinde yer almak benim için çok keyifliydi. “Bled-Parıltılı Karanlık”, aslında öncesindeki çalışmaların bir son ürünü. Contemporary İstanbul’dan sonra Galeri Merkür’deki bir sergiye katıldım, şimdi ise “Bled”in referansı ile yeni bir eser için çoklu bir sanat etkinliğine davet edildim. Özetle, “Bled” yeni eserler için de bir öncü niteliği kazandı.

Mimaride kullanılan parametrik tasarım yöntemini heykel tasarımlarına aktarıyorsunuz. Bir sanat ürününün mimariyle benzer metodlarla gerçekleştirilmesi sizce esere neler katıyor? 

Öncelikle mimari formal eğitim almanın sanat üretimi açısından olumlu yönleri olduğu kuşkusuz. Çok sevdiğim bir mimar olan Steven Holl’ün bir şöyleşisinden özetle ve de ona ithafen iki disiplinin ilişkisini şöyle açıklayabilirim; sanata ait soyut anlam kendini bir obje ya da aksiyon içinde meşrulaştırırken, somut olan mimarlık kavramları, bir yapının içinde çözünür. Fonksiyon, mühendislik, yapı teknikleri ya da ekonomik koşullar, mimarlık kavramının içinde sınırlandığı reel alanlardır. Mimarlığın içindeki soyut kavramları ise boşluklar, ışık, ses gibi duyusal tetikleyicilerde buluruz.

Özetle, sanatçılar ‘reel’den ‘soyut’a doğru çalışırken, mimarlar ‘soyut’tan  ‘reel’ olana doğru çalışmayı sürdürürler. Bu iki farklı disipline ait bir üye olarak, ikisinin birbirine aksi yöndeki süreçlerini zorlayıcı olduğu kadar,  geliştirici de buluyorum. Sanat eseri çift taraflı bir dürbün; mekan ve zamandan özgür, izleyicide tetiklediği duygular, düşünceler için daha direkt, daha dürüst bir yol… Mimarlık için ise yol/süreç biraz daha dolambaçlı ve indirekt…  Sonuçta fiziki şartlara bağlısınız, soyut anlamları ise tüm bu şartların oluşturduğu boşluk, ışık, ses gibi duyusal elementlerde bulabiliyorsunuz.

Mimarlığı ya da sanat eserini icra etmenin tek ve değişmez yolu ‘inşa etmek’ olmayabilir. Her iki eylem de kavram/fikir bazında kalarak da icra edilebilir. Bu düşünsel anlamda başka bir zanaatkarlık gerektiriyor. Burada güncel olmak zorunda da değilsiniz… Sanırım ki düşünsel olmanın özgürlüğü çok cazip, fakat eserin 5 duyu ile iletişime geçebilir ve de uygulanabilir halini hayata geçirmek için ise işte o zaman inşa yöntemleri devreye giriyor.

Malzeme ve yapım teknikleriyle de, yani işin mühendislik boyutuyla, estetik boyut kadar ilgiliyim. Daha önce de bahsettiğim gibi, teknikler aslında eserin ifadesini vermesindeki en önemli alet edavatlar… Bu mimari  proje için de geçerli, bir sanat eseri için de… Zamana hem form hem de malzeme olarak mukavemet göstermesi, sürdürülebilirlik için şart koşul. Bunu sağlayabilmenin tek yolu da bu alet edavatların kullanımına hakim olabilmek. Bu konuda oldukça tecrübeli olduğumuzu söyleyebilirim.

Bled ne tür bir iç yolculuğun ürünü? Eserin hikayesini anlatır mısınız? 

İlk heykel çalışmam olan “Mir”den sonra çeşitli heykel eskizleri üzerine çalışmaya devam ettim. Bu dönemde özellikle Bronz Çağı zaman kalıntıları ile ilgili araştırmalar yapıyordum. “Bled – Parıltılı Karanlık”, form olarak bu dönem iskelet kalıntılarının bir izidir.  Bu yüzyıldan bakınca karanlık görünen döneme ve insanın kendi iç mağarasındaki yolculuğuna ithafen,  malzeme olarak yansıtıcı/ayna parlaklığında, aynı zamanda da uzay kadar karanlık olan,  tamamıyla güncel olması sebebiyle de tezat bir malzeme olan akriliği kullandım.

Tüm bunlara ek olarak  “Bled – Parıltılı Karanlık” form olarak, neolitik çağdaki alet becerileriyle yapılan kaba yontu objeler gibi günümüze karanlık kadar uzak ama yine de tanıdık bir his uyandırıyor. Aynı zamanda uzay – mekana ait çok katmanlı dokusu ve teknolojik malzemeleri giyinmesiyle de parıltılı bir dünyanın dilini konuşuyor.

Eserin yaratım süreci aşağı yukarı böyle. Bunun dışında “Bled”in insanlarla tanışmasının da bir süreci var. Dolayısı ile hem fikir, hem de sürecin tam ortasında yer alan Sabiha Kurtulmuş ve galerisi Galeri Merkür’ün de desteğinden bahsetmeliyim. İnovatif ve güncel eserler konusundaki öngörüsü “Bled”in sürecini hızlandıran, olgunlaştıran bir etmen oldu benim için.

Plastik sanatlar alanındaki diğer üretimleriniz hangileri? Yakın zamanda eserlerinizi farklı sergilerde görebilecek miyiz? 

2012 yılında yaptığım  “Mir” adlı heykel çalışmam, aynı zamanda iç mimari projesini de tasarladığım Nida Kule Göztepe ofis binasının lobisinde sergileniyor. Galeri Merkür tarafından organize edilecek farklı bir sergi için “Bled”in duvar rölyefleri serisi devam ediyor, tüm üretimler Mart ayında tamamlanıp,  devamında tüm “Bled Varyasyonlar”ı bir sergide toplanacak. Bunun dışında ortak bir fikir – çoklu sergi için çalışıyorum. Son dönemde bunun heyecanını yaşıyorum. 2017’de de farklı sergilerde farklı işlerle yer almaya devam edeceğim.

Sanat ve mimarlık hangi noktalarda kesişip, ayrışıyor? Sanatçı ve mimar vizyonlarınız birbirini nasıl besliyor? 

Plastik sanatlara olan ilgim mimarlık eğitimimden daha önce başladı. Birbirini var etmediler ama beslediler demek daha doğru olur. Bu sebeple ikisinin ayrışabilmesi bu anlamda zor olur. Ayrıştırmak çok gerekli mi ondan da emin değilim… “Mir”in yaptığım bir proje içinde yer alması bir istek ve önemli bir adım fakat “Mir” o proje için değil… Aslına bakarsanız  o tarihten 7 yıl önce New York’ta tasarlandı. Dolayısıyla yaptığım heykellerin, yapmadığım projeler içinde de yer almasını gelecek vizyonlar adına çok isterim.

Sanat alanında geleceğe yönelik hedefleriniz ve hayalleriniz neler? 

“Bled Varyasyonları”nın yaratım ve üretim süreci çok keyifli geçiyor. “Bled”e verdiğim bir söz gibi, yerine getirmek için çabalıyorum. 2017’deki sergi bu anlamda benim için çok önemli. Bunun haricinde çoklu sergi için tasarlanan heykel herkesin görebileceği bir konumda olacak. Bu çalışmamda aynı zamanda ses ve görsel alanlarda başka disiplinlerle de çalışıyorum.  Çok verimli ve üretken bir yıl bekliyor bizi.

Gelecekte daha fazla kent heykeli ve enstalasyon yapmayı hedefliyor ve bunun için çok çalışıyorum. Yurt dışındaki galerilerle olan görüşmeler sayesinde 2017 sonuna doğru yurt dışındaki bir sergiye katılıyor olacağım.

Röportaj; Saide Itır Deveci